31 Aralık 2009 Perşembe
21 Aralık 2009 Pazartesi
KOZALAK VE ÇAM AĞACI KURABİYELER
Yaklaşan yılbaşı nedeniyle bütün blogcu arkadaşlarımın sayfalarında yeni yıl hazırlıkları tam yol ilerliyor. Envai çeşit süslü kurabiyeler, yeni yıl pastaları, yılbaşı masaları örnekleri ve daha neler neler... Ben de bu hazırlıklara bir katkıda bulunayım istedim. İsterseniz yapıp hediye olarak da götürebileceğiniz bu kurabiyelerin ana malzemesi pirinç patlağı. Tarifimin çok eski olmasına rağmen her ne hikmetse uzun zamandır bu pirinç patlakları piyasada bulunmadığından sizlerle paylaşamamıştım. Geçenlerde gittiğim Metro alışveriş merkezinde patlakları görünce sevinerek, bu kurabiyeleri yapmayı planlayarak bir paket aldım. Aslında orijinal tarifte sadece kozalak yapılıyordu ama ben birkaç boy yapıp üst üste yerleştirerek çam ağacı modeli de verdim. Yapımı çok çok kolay, çocuklarınızın çok seveceği bu kurabiyeleri yemekten sonra tatlı olarak yiyebileceğiniz gibi beş çaylarında da rahatlıkla sunabilirsiniz.
14 Aralık 2009 Pazartesi
Makaronlar
Frambuazlı ve Bademli- Dulche de Lecheli
Biz çok yorulduk; ama, çok da mutlu olduk çalışmaktan.
Azimliyiz, daha da güzel makaronlar yapacağız inşallah.Görüşlerinizi ve tekliflerinizi bekliyoruz.
Ağız tadınız hep güzel olsun.
27 Kasım 2009 Cuma
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Bütün blogcu arkadaşlarımın ve dostlarımın kurban bayramını en içten dileklerimle kutlar. sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir dünyada nice bayramlar dilerim.
Bu bayram da sizlere ve ziyaretime gelenlere makaronlarımdan ikram etmek isterim. Buyurmaz mısınız?
23 Kasım 2009 Pazartesi
MAGIC BABIES, YENİ BİR MAĞAZA
Son zamanalarda kilo almamak için evde hamur işi, tatlı, pasta vb. yiyecekler yapmadığımdan bloğuma da az şey yazar oldum. Ama sanmayın ki bir şey yapmadan, tembel tembel oturuyorum. Yeniye, yeniliklere açığım ve yine, yeni yeniden karşınızdayım bu yeni çalışmalarımla.
Çok sevdiğim komşumun kızı Serli Harbiye'de Magic Babies adında, yeni doğacak bebeklere "eve hoşgeldin" diyen, onlar için kutlama organizasyonları yapan, süsleme ve şekerlemeler hazırlayan bir mağaza açtı. Benden de vitrine konması için şeker hamuruyla süslenmiş bebek kurabiyeleri ile maket pasta yapmamı rica etti. O rica eder de ben yapmaz mıyım? Komşumla beraber girdik mutfağa. Bakın neler çıktı ortaya...

05 Kasım 2009 Perşembe
PASTIRMALI ISPANAK GRATEN
Çiğ ıspanak, beyaz ve kırmızı lahana, havuçdan yapılmış böyle bir salata, çorba ve ayran bizim akşam yemeğimizi oluşturdu. Sizler, daha doyurucu olsun derseniz pilav veya makarna ile de servis yapabilirsiniz.
24 Ekim 2009 Cumartesi
BÖĞÜRTLENLİ DİKEY PASTA
Böğürtlen Sos
Pastacı kreması
Ağız tadınız bol evinizden bereket eksik olmasın.
16 Ekim 2009 Cuma
KÖZ PATLICAN OTURTMA VE PATLICAN DOSYASI
Az yağla pişirilmiş olmasına rağmen ekşiliğinin verdiği lezzetle tadında bir azalma olmaması en güzel yanı. Ama sizin yağla ilgili bir sağlık probleminiz yoksa yağ miktarını dilediğiniz kadar ekleyebilirsiniz.
Domatesin suyu yeterli geleceğinden hiç su eklemiyoruz.
Çok bilinen bir yemek olduğu için tarifini yazmıyorum ama madem ki patlıcan dosyası dedik hiç değilse bir fotoğrafı bulunsun istedim.
Sadece birkaç tanesine yer verdiğim, bu kadar çok yemek çeşidine konu olan patlıcan sizce de bu övgüleri hak etmiyor mu?
06 Ekim 2009 Salı
ISPANAKLI TEPSİ BÖREĞİ
Evet, doğru beslenmek adına uzun zamandır evde hamur işi, pasta, börek, kek türü hiçbir şey yapmıyorum. Tatlı ihtiyacımızı yazın o güzel meyveleri ve ara sıra da gençliğimden beri çok beğenerek yediğim Moda'daki meşhur Dondurmacı Ali'den aldığımız dondurmalar ile giderdik.
Hem çocukların gönlü olsun hem de sabah kahvaltısında iyi olur düşüncesiyle geçtiğimiz hafta sonu Tekirdağ'daki yazlığa giderken yaptım bu ıspanaklı tepsi böreğini. Çocuklar öyle mutlu oldular ki sanki yıllardır yemiyorlarmış gibiydiler. Laf aramızda ben de özlemişim. (Vah zavallı çocuklarım, ne hain bir anne oldum ben böyle) İçindeki bol ıspanaktan ve peynirden dolayı yıllardır en sık yaptığım börektir aslında. Ama herkes biliyor, yazmaya gerek yok düşüncesiyle bloğa koymayı düşünmemiştim. Ancak bir iki özelliği nedeniyle fırında böyle davul gibi kabarınca sizlerle paylaşmak istedim.
Malzemeler
1) 6 adet yufka
2) 500 gr. temizlenmiş, doğranmış ıspanak
3) 300-400 gr. yarım yağlı beyaz peynir veya kaşar loru
4) 4 adet yumurta
5) Yarım su bardağından bir parmak fazla zeytinyağ
6) 2 su bardağı süt (veya 1 bardak süt, 1 bardak yoğurt karışımı)
7) Tuz, karabiber, kırmızı biber
Yapılışı
1) Doğranmış ıspanakların üzerine peynirin tuzuna bağlı olarak istenilen miktarda tuz serpilir ve ıspanaklar elle yoğurularak diriliklerinin sönmesi sağlanır. Peynir veya lor ilave edilip tekrar karıştırılıp karabiber ve kırmızıbiberi de eklenir.
2) Diğer tarafta çukur bir kapta sos malzemeleri hazırlanır. Yumurta, yağ, süt veya süt-yoğurt karışımı konup çatalla çırpılır.
3) Yağlanmış tepsiye bir yufka fazlalıkları büzüştürülerek kenarları tepsiden sarkacak şekilde serilir ve üzerine sos karışımından 2-3 kaşık kadar sürülür. İkinci yufka da bunun üzerine aynen birincide olduğu gibi büzüştürülerek yayılır ve yine sos malzemelerinden sürülür. 1. püf noktası büzüştürerek yaymadır. Yufkalar bu şekilde yayıldığı için fırında pişerken adeta çatlayacak kadar kabarmakta ve içlerine dolan sıcak hava ile çok iyi pişmekte ve hamur kalmamaktadır.
4) İkinci yufkanın üzerine ıspanaklı malzemenin yarısı yayılır. (Bu da 2. püf noktası). Malzemenin bir kat yerine ikiye bölünerek kullanılması ıspanak bolluğuna rağmen ıspanak yemeği yiyiyormuş izlenimi vermemesi ve böreğin kabarmasına katkıda bulunması.
5) Ispanaklı harcın üzerine de yine 2 kaşık sostan serpilir ve iki yufka da yine soslanarak aynı şekilde tepsiye serilir.
6) Dördüncü yufkanın üzerine de kalan ıspanaklı harç yayılır ve kalan son iki yufkaya da yine aynı işlemler yapılarak börek tamamlanır. En alttaki sarkan uçlar böreğin üstüne çevrilerek kalan sosun tamamı bolca üzerine sürülür.
7) 180 dereceli fırında üzeri kızarana dek pişirilir.
Afiyet olsun...
27 Eylül 2009 Pazar
PATLICAN PİZZASI
Yapılışı
5) 190 dereceli fırında 25-30 dakika pişirilir.
19 Eylül 2009 Cumartesi
RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Şimdiii... Gelelim günah çıkarma seansına.
Uzun bir süredir bloğuma yazmıyordum. Bir kısmınız özledi, merak etti. Telefonla arayanlarınız, yorum bırakanlarınız, bloğunda benden bahsedenleriniz oldu. Hepinizin ilgisine çok teşekkür ederim. Şu an yazabiliyor olmamın sebeplerinden biri bayram tebriği ise bir diğeri; ve daha önemli olanı sizlerin bu ilgi dolu e- postaları, telefonları ve yorumlarıdır. Şimdi dersine geç kalmış bir öğrenci gibi, mahçup, yazıyorum.
Bu yaz ben ve ailem açısından hiç de keyifli bir yaz değildi. Bizi üzecek bir takım hastalıklar, üzücü olaylar oldu. Keyfimiz kaçtı derken İzmir'de dayımın vefatıyla hepimiz daha çok üzüldük. İşte bu gibi durumlarda, insan kendini, herşeyi anlamsız görüyor. Günlük koşuşturmalar sırasında önem verdiği şeyler bir anda değerini kaybediyor.
Ölüm olgusu her ne kadar hayatın bir gerçeği de olsa insan sevdiklerine konduramıyor. Kimi zaman yaşımın getirdiği tecrübeyle ölümü kabullenmem gerektiğini düşünsem de dayımın vefatı beni çok sarstı. Dayım ailemizin en büyüğüydü; benim, kuzenlerim için aileyi aile yapan temellerden biriydi. Çocuklarımın büyük dayısıydı. Onlar daha mini minilerken dayımın ellerinden tuttukları günler aklımda hala. Hem efendiliği, tontonluğu, sakinliği hem de Kuşadası'nda geçen yaz akşamlarında sofralarımıza kattığı neşeyle hatırlayacağım dayımı.
Tüm bunların beni üzdüğü kadar okuyunca sizde de bu bayram günü, kötü bir etki yaratacağını bilerek; ben en iyisi sizlere Ramazanın en güzel, en meşhur ve de klasikleşmiş tatlısı olan Güllaçtan bahsedeyim.
Bu tatlı ki artık Ramazan'ın adıyla özdeşleşmiş, gül kokulu, şanı, şöhreti taaa Osmanlı saraylarına dayanan ve de o zamanlarki adı "Güllü Aş" olan, hazırlanışı çok basit, hafif; bence de dünyanın en güzel tatlısıdır. Hemen tatlının tarifine geçiyorum:
Malzemeler:
1) 5- 6 adet güllaç yaprağı
2) 1.5 litre süt
3) 300 gram toz şeker
4) İsteğe bağlı olarak damla sakızı veya bir adet vanilya çubuğu
5) Süslemesi için, ceviz, fındık, badem, fıstık, nar.
Süt, şeker, damla sakızı veya vanilya çubuğu bir tencereye konup şeker eriyinceye kadar karıştırılarak ısıtılır. Bir adet güllaç yaprağı, tatlının hazırlanacağı bir kap veya tepsiye alınır. Yaprak, bir kepçe dolusu sütlü karışımla ıslatılır. İkinci ve diğer yapraklar da aynı şekilde, teker teker ıslatılıp üst üste konur. İsteğe göre, üst üste konan yaprakların arasına fındık, badem veya fıstık konabilir. Ancak yaprakların arasına ceviz konduğunda sütün rengi değiştiği için ceviz yerine badem koydum. Bu şekilde, bütün yapraklar ıslatıldıktan sonra üzeri büyükçe bir tepsiyle kapatılıp güllaç yapraklarının sütü iyicene çekmesi sağlanır. Dışarıda bırakılırsa sütte bakteri oluşabileceği için tatlının mutlaka buzdolabında tutulması gerekir.
Ben, üzerini de bademle süsledim. Sütlü karışımı hazırlarken kullandığım vanilya çubuklarını da atmayıp yine üst süslemesinde kullandım. Aslında, bu tatlının olmazsa olmazı bizim, yakutlar, zümrütler diye benzetme yaptığımız, üzerine serpiştirdiğimiz nar taneleri ve iri çekilmiş fıstıktır. Evde bulunmadığı için koyamadım. Ama bu haliyle de lezzetinden hiçbir şey kaybetmeyen geleneksel tatlımızı çok severek tüketiyoruz.
Ağız tadınızın eksik olmadığı nice bayramlar dilerim.
28 Mayıs 2009 Perşembe
SAĞLIKLI YEMEKLER VE BENDEN HABERLER
Merhabalar,
Bu koşturmalar arasında diyetime de devam edip sağlıklı yemekler yemeye çalışarak üç haftanın sonunda üç kilo vermiş olmak işin en güzel yanıydı. Zaman zaman minik sapmalar olsa da hayatımdan yüksek kalorili ve şekerli gıdaları çıkararak sevgili Mehtap'ın (Mevsimlerden Roma) önerdiği şekilde beslenerek zorlanmadan kilo verdim ve vermeye de devam ediyorum. Biraz umutsuzca başladığım bu program için moral desteğini de hiç eksik etmeyen sevgili Mehtap'a, Tijen'e, Nuray'a ve sevgili Arzum'a çok çok teşekkür ediyorum.
Zaman zaman ızgarasını da yaptığım taze biberiye ve sarımsakla tatlandırdığım somon balığını ise fırın temizleme derdinden bıkmış olanlar için anlatmak istedim.
07 Mayıs 2009 Perşembe
HİNDİ ETLİ TERBİYELİ ENGİNAR
Aralarda çaktırmadan çorbalara ilave etsem de bütününü yedirmenin yollarını da arıyorum. En bilinen ve sevilen şekli zeytinyağlısı olsa da belki bu şekilde yiyebilirler düşüncesiyle yapmıştım.
Önceleri zaman zaman kuzu etiyle de yaptığım bu yemeği, bu kez daha sağlıklı olur düşüncesiyle hindi etiyle denedim. Çocuklar yine yemezlerse bana kalacak, "hiç değilse daha yağlı olan kuzu eti olmasın" dedim. Maalesef çocuklar yine yemediler. Ama ben çok severek afiyetle yedim. Koyun veya kuzu etiyle pişirilenlerine göre çok daha hafif ve lezzetliydi. (Acemi Şef 'im sen bu sayfada dolanma olur mu? Sanıyorum erik gibi bu da oralarda bulunmuyor)
Tarifi vermeden önce bu yemeği diyete başlamadan çok önceleri yaptığımdan içine patates de eklemiştim. Diyet yapan arkadaşlar patates koymadan da yapabilirler.
Malzemeler
1) 2 adet irice enginar kalbi
2) 200 gr. hindi but eti (derisiz)
3) 1-2 adet kuru soğan
4) 1 adet patates
5) 2 kaşık zeytinyağ
6) 2-3 dal yeşil soğan
7) 1 yumurta sarısı
8) 1/2 limon suyu
Tuz
Yapılışı
1) Orta boy bir tencereye zeytinyağ konup iyice ısıtılır. Yıkanmış suyu süzülmüş hindi parçaları tencereye eklenip orta ateşte beş dakika kavrulur. (Çok sert bir et olmadığından enginarla birlikte pişecektir)
2) Doğranmış olan kuru soğanlar da ilave edilip, dirilikleri gidene kadar sotelenir.
3) Küçük parçalara bölünmüş enginar tencereye konur ve üstüne çıkana kadar sıcak su ilave edilip orta ateşte pişmeye bırakılır. Pişme işleminin yarısında küçük doğranmış patatesler de eklenip pişirmeye devam edilir. Ocağı söndüreceğinize yakın doğranmış taze yeşil soğanı ve tuzu eklenir.
4) Bir kasede 1 yumurta sarısı ve yarım limon suyu çatalla çırpılır ve yemeğin suyundan birkaç kaşık içine eklenip tekrar çırpılır. En son pişmiş olan enginarların üzerine terbiyesi eklenip ocak kapatılır.
Burda da enginarın en sevdiğim şekli olan zeytinyağlısının fotoğrafı var. Zeytinyağlı enginar deyince onu iç baklasız hiç düşünemiyorum ama şimdilerde diyetten dolayı baklasız pişiriyorum.
01 Mayıs 2009 Cuma
ÇİKOLATALI SUFLE
Malzemelerin çokluğu gözünüzü korkutmasın. Bu miktardaki malzemeden yapılan sufle rahatlıkla 9-10 kişiye yetecek ölçülerde oluyor.
Yapılışı
7) Yumurta beyazları temiz ve kuru, cam bir kapta (Yumurta beyazlarına toplu iğne başı kadar bile yumurta sarısı karışmamış olacak) bir tutam tuz ilavesi ile mikserle kuvvetlice çırpılarak kar haline getirilecek.
28 Nisan 2009 Salı
DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Son yıllarda arkadaşlarıyla ev dışında kalabalık partilerde kutluyorlardı doğum günlerini hep. Akşamları da evde kendi aramızda küçük bir pasta ile yetinmek zorunda kalırdık.
Ancak, bu yıl Eskişehirde oturan çocukları da bizimkilerle akran olan çok sevgili arkadaşlarımız Binnur, Tayfun ve çocuklarının yanı sıra Kerem'in süt annesi Ayşe, eşi ve süt kardeşinin de konuğumuz olduğu kalabalık bir parti ile evimizde kutladık. Çok güzel bir akşam geçirdik. Sağolun.
Geçen yılki pastasını çilekli yaptığımdan bu kez farklılık olsun diyerek muz kullandım. Sade pandispanya ve pastacı kreması kullanarak hazırladığım pastanın üstünü krem şantiy ile kapladıktan sonra çilek ve kivi dilimleriyle süsledim. Basit bir pasta olduğundan tarifini yazmıyorum.
Son günlerde, biraz ev dışındaki işlerimin yoğunluğu biraz da bahar çarpması kendimi çok yorgun hissettmeme neden oluyor. Umarım bu durumu çabuk atlatırım da sırada yayınlanmayı bekleyen pek çok tarifi sizlerle paylaşırım.
Ağız tadınızın bol olduğu güzel günlere...
19 Nisan 2009 Pazar
YEMEKNAME BULUŞMASI VE EVDE YOĞURT-TEREYAĞ YAPIMI
Sevgili Devletşah'ın yayın hayatımıza getirdiği yeniliklerden birisi olan Yemekname dergisini ilk sayısından beri zevkle okuyor, böyle bir dergide yazan ve emeği geçen arkadaşlarımı da çok merak ediyordum. O nedenle, sevgili Devletşah'ın düzenlediği bu daveti sevinerek kabul ettim.
Fotoğraflarının yayınlanması konusunda arkadaşlarımın iznini almayı unuttuğum için o gün bana adeta gençlik aşılayan, enerji veren Batuhan'ın fotoğraflarını seçtim (Çocuk sevmeyi çok özlemişim ben).
Böylesine güzel bir gün için önce Devletşah'a sonra da arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.
Sardığınız yoğurtlarınızı 3,5-4 saat sonra açabilirsiniz. Eğer sütün soğukluğundan veya odanın ısısından kaynaklanan bir sorun varsa mayalanma tam gerçekleşmemiş olabilir. Böyleyse, sarıp biraz daha bekletebilirsiniz.
Evde Yayık Tereyağ yapımı
Güzel ve ağız tadınızın bol olacağı bir hafta diliyorum.
15 Nisan 2009 Çarşamba
SMART BLOGGER ÖDÜLÜ VE CEVİZLİ ÇÖREK
1) 2 adet yumurta (birinin sarısı üzeri için kullanılacak)
2) 125 gr. tereyağı
3) 1 çay bardağı zeytinyağı
4) 1/2 su bardağı yoğurt
5) 1 paket kabartma tozu
6) 1 su bardağı irice dövülmüş ceviz
7) 1 çay kaşığı tuz ve üzeri için çörek otu, susam, haşhaş çeşitlerinden evinizde ne varsa
8) 3 - 3,5 su bardağı un
Yapılışı
Oda ısısındaki tereyağ, zeytinyağ ve diğer malzemeler karıştırılıp yoğurularak kulak memesinden biraz daha sert bir hamur elde edilir. Yoğurduktan sonra un az gelirse biraz daha un ekleyebilirsiniz. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp yuvarlanarak tepsiye dizilir. Üzerine yumurta sarısı sürülüp tohumlar serpildikten sonra önceden ısıtılmış 180 derecedeki fırında üzerleri kızarana kadar pişirilir.
Bloğumda tuzlu çeşitlerine fazla yer vermediğimi görerek istekte bulunan başta eltim sevgili Serpil olmak üzere arkadaşlarım için bir çeşit olsun diye yaptım. Bol ceviz ve haşhaşlı lezzetleri seven ev halkı tarafından kısa sürede tüketildiler. Umarım sizlerde beğenirsiniz.
Afiyet olsun.
09 Nisan 2009 Perşembe
DOMATES ÇORBASI VE CIZLAMA
Yaz aylarının, en güzel, kıpkırmızı, olgun domatesleriyle yaptığım bu domates çorbasını da çocuklarım çok seviyorlar. Salça ile yapılanlara göre çok daha lezzetli ve ekşi tadı benim de hoşuma gidiyor.
Pek çok yemek kitabında ve tarifte bu çorba domates salçası ile yapılıyor. Belki ev salçası ile yapıldığında bu çorbada olması gereken domates lezzeti ve ekşiliği yakalanabilir mi bilmiyorum ama konserve olarak satılan salçalarla bunun mümkün olmadığını deneyerek gördüm. Denemek adına salça ile yaptığımda, başta oğlum olmak üzere "anne bu çorba olmamış, değişik bir tarif mi uyguladın" demeleri de bu düşüncemi doğrular nitelikteydi.
İşte bu nedenle sadece bu çorbayı yapabilmek için her yaz derin dondurucuya bolca, olgun ve hafif ekşi domateslerden koyuyorum. Hem de sadece yıkayarak, doğrama, pişirme zahmetlerine girmeden; torbalara bile koymadan.
Hazırlanması salça ile yapılana göre biraz daha zahmetli görünse de lezzet olarak çok farklı olduğunu denediğinizde göreceksiniz.
Sözü daha fazla uzatmadan tarife geçeyim.
Malzemeler
1)6-7 adet orta boy kırmızı, olgun domates (ben dondurucumdaki son domatesleri kullandım)
2) 2 litre su + et suyu (1/2 lt. daha önceden hazırladığım dondurduğum et suyunu kullandım)
3) 3-4 çorba kaşığı tepeleme un (Un miktarını çorbayı nasıl sevdiğinize bağlı olarak ayarlayın)
4) 1 çorba kaşığı zeytinyağ
5) 1,5 su bardağı süt veya yarım bardak süt kreması
Yapılışı
1) Domatesleri donmuş halde düdüklü tencereye koyun ve üzerine suyunu da ilave ederek 5-6 dakika pişirin.
2) Buharı boşaldıktan sonra tencereyi açın ve sıcakken tel süzgeçten geçirin (Biraz zahmetlice ve oyalayıcı kısım burası)
3) Unu, bir kaşık yağda, pembeleşip kokusu çıkana kadar kavurun ve biraz su ile kıvamı incelttikten sonra domates suyunun içine ilave edin. Sürekli karıştırarak pişirmeye alın. Koyulaşıp, kaynamaya başlayınca et suyunu da ilave edin. Bir iki dakika daha kaynadıktan sonra krema veya sütü ilave edin. Bundan sonra fazla kaynamamasına özen gösterin, çünkü krema veya süt kesilebilir. En son tuz ve karabiberini ekleyip ocağı kapatın. Servis sırasında üzerine taze kaşar peyniri yerine eski kaşar peyniri serperseniz, taze peynirin erimesinden kaynaklanan yemede zorluk çıkaran o nahoş görüntüler olmayacaktır.
Burada, özellikle de çalışanların işini kolaylaştıracak bir iki püf noktasını da paylaşayım istiyorum.
Vaktiniz olduğunda, yağsız olarak kavurduğunuz unu soğuduktan sonra naylon torbaya koyup dolapta saklarsanız bu tür meyaneli çorbalarda işiniz kolaylaşacağı gibi zamandan da kazanacaksınız.
Önceden hazırlamış ve dondurmuş olduğunuz et veya kemik suları ile yaptığınız çorbalar ve pilavlar çok daha lezzetli olacağı gibi , size; yemeklerinizi daha az yağla pişirme olanağı da sağlayacaktır. Tabi, et veya kemik suyunun üzerinde biriken yağları atmanız koşuluyla.
CIZLAMA
Bir önceki iletimde kurs arkadaşım sevgili Sultan'ın mutfağıma kazandırdığı bu nefis tariften söz etmiştim. Çok severek yediğim ,göçmenlere ait olan bu tarifi hem kayıt altına alayım hem de sizlerle de paylaşayım istedim.
Önceden ısıtılmış sıcak fırında, üzeri nar gibi kızarana kadar pişirilir.
Sultancığımın elinden ilk kez yediğimde hamur aralarına girmiş olan malzemeleri çok nefis bir lor peyniri diye düşünmüştüm. Pamuk gibi yumuşacık dokusu ve mis gibi kokan bu lezzetle beni tanıştırdığın için çok teşekkür ederim Sultan'cığım. Ellerine sağlık.
Herkese afiyet olsun.
02 Nisan 2009 Perşembe
MATCHA ÇAYLI VE MUSLU PASTA

Önce pandispanya patlarını hazırladım. Patları çember ebatlarında kesip, servis tabağına koyduğum çembere patın birini yerleştirip üstüne musu sonra da diğer pandispanya patını koydum. Bu şekilde 2-3 saat dolapta bekledikten sonra çemberi çıkarıp parlaklık vermesi için üzerine çok az miktarda hazırladığım tart jölesini bir fırça yardımıyla sürdüm.

3) 125 gr. toz şeker (2 kaşığı yumurta sarısında kullanılacak)

Oda ısısındaki yumurta beyazı bir tutam tartar kremi ile birlikte mikserle yumuşak tepecikler olana dek çırpılırken bir yandan da şeker azar azar ilave edillir. Mikserin hızı artırılarak yumurta akları sert tepecikler oluncaya dek çırpılır. Ayrı bir kapta yumurta sarılarına iki kaşık şeker ilave edilerek çırpma teli ile birkaç dakika çırpılır. Mikserde çırpılan yumurta beyazlarına sarılar ilave edilir ve köpükleri indirilmeden karıştırılır. Bu karışıma un azar azar elenerek eklenir ve yine köpüklerin indirilmemesine dikkat edilerek karışımın bütünleşmesi sağlanır. Hazırlanan karışımın yarısı başka bir kaba alınır ve gıda boyasıyla renklendirilir. (Ben yeşil renk için matcha çayı kullandım)
Mus'u ise; yine her tarifinden bir şeyler öğrendiğim, detaylı anlatımlarından çok faydalandığım pastacıların pastacısı sevgili Zinnur'un(Bizim Pastane) beyaz çikolatalı mus tarifini kullanarak hazırladım.
Beyaz Çikolatalı Mus
2) 255 gr. küçük parçalara kesilmiş beyaz çikolata
3) 3/4 bardak süt (mümkünse diyet)
5) 2 yumurta akı (70 gr. kullandım)
6) 4 yemek kaşığı şeker ( Ben 2 kaşık kullandım)

Öte yandan ısıya dayanaklı bir cam kaba yumurta akını, tartar kremi ve şekeri koyup, içinde su kaynayan bir tencereye oturtun. Tel çırpıcı ile çırparken yumurtaların ısınmasını sağlayın. Şeker eriyip yumurta akları 71 dereceye ulaşana kadar ısıtıp bir yandan da telle hızlıca karıştırın. 71 dereceye ulaşınca benmari düzeneğinden alıp bu kez de mikserle kuvvetlice çırparak sert tepecikler olana kadar oda ısısına gelmesini sağlayın . Kar haline gelmiş olan beyazları soğumuş olan çikolatalı karışıma yavaş yavaş köpüklerini indirmeden ilave edin.
Biliyorum, detayları vermeye çalışırken yine çok uzun bir tarif oldu. Yazarken Türkçeyi doğru kullanmak ve imla hataları yapmamaya gösterdiğim özeni gören eşime arada bir okuyup kontrol etmesini rica ettiğimde, müstehzi bir şekilde "sanki Financial Times'a makale yazıyorsun" demesi bu işi küçümsedikleri anlamına mı geliyor bilmiyorum. Ancak ben doğru yaptığım inancındayım.
Ağız tadınızın eksilmeyeceği güzel günler dilerim.
30 Mart 2009 Pazartesi
FISTIKLI KEŞKÜL VE GEÇEN HAFTA
Bu hafta bu beklenmedik, kanatlı aileye yeni bireylerin katılmasıyla kadromuz tamamlandı diyebilirim. Balkonumuz adeta National Geographic kanalı için bir belgesel yeri oldu.
Balkonumuzu mesken edinen kumrularımızın yavruları beklediğimizden erken gelerek bizleri şaşırttılar. Aslında kendilerine bir "bebek karşılaması" yapmak niyetindeydik ama onlar acele edip erken geldiklerinden artık lohusa şerbetini kaçırmamak lazım diye düşünüyorum, ne dersiniz? İletinin sonunda da göreceğiniz gibi ben onları fark ettiğimde çoktan yumurtalarından çıkmış uslu uslu annelerinin onlara yiyecek getirmelerini bekliyorlardı.
Şimdiye kadar beklenenin tersi gerçekleşti ve bizim kumrular hem çok temiz hem de çok tokgözlü çıktı. Balkonda onlara dair en ufak bir pislik görmemiş olmam beni ziyadesiyle memnun ediyor. Soğusunlar diye üstlerini örterek balkon masamın üzerine koyduğum yiyeceklere de hiç el uzatmıyorlar. Böylece şimdilik mutlu mesut yaşıyoruz ama uçma talimleri başladığında neler olacağını ben de çok merak ediyorum?
Beyaz çikolata ve bir parça maça çayı ekleyerek renklendirip süslediğim keşkül tarifi için sizleri Zinnur'un bloğunu ziyarete davet etmek en doğrusu olacak.
Yaşıtlarımı davet ettiğim yemeklerde çorba, pilav ve bir ana yemeğin yanı sıra ağırlığı salata çeşitlerine vererek hepimizin beden sağlığını korumaya özen gösteriyorum.
Masamızda bulunan yazdan doldurup pişirmeden derin dondurucuya koyduğum zeytinyağlı biber dolması, Cenk'in Brüksel lahanası, közlenmiş biber ve balsamik sirkeyle tatlanmış salata, kereviz salatası ve mevsim salataları sunumlarıyla da beğeni topladı.
Sanıyorum doğru yoldayım.
Peki bu alttaki hamur işi ne derseniz; geçen hafta başında kurs arkadaşım sevgili Sultan'ın kursumuz devam ederken ara sıra yapıp bizlere getirdiği, molalarımızda çayımızın yanına eşlik eden harika bir göçmen ekmeği CIZLAMA veya naım-ı diğer dızlama.
Anne ve baba nöbetleşe olarak gelip besliyorlar bu yavrucukları. Aynı zamanda da kokularını almış olan kargalar va martılardan korumak için sürekli balkonu gözetliyor ve yanlarına yaklaşmalarına izin vermiyorlar.
23 Mart 2009 Pazartesi
HAS DOLMA
Ama bütün uğraşılarıma rağmen, virüs tarayıcı sistemindeki problemleri (bunu da akşamleyin eşimden öğrendim) gideremediğim için internete girmeyi bir türlü başaramadım ve bütün gün sinirlenip durdum. Neyse ki akşam eşim gelip de sorunu halledince çok sevindim.
Gittiğim kursta bize yalnızca word ve excell programları yerine bu türden sorunları nasıl çözeceğimiz gösterilmiş olsaydı bunları yaşamazdım, yanlış bir kurs seçimi yapmışım diye söylenmemin yanı sıra bilgi bilgidir diyerek de kendimi teselli ettim.
Dolmaların Türk mutfağında önemli bir yer tuttuğunu hepimiz biliriz. Yörelere göre çok çeşitlilik arz ederler. Bu has dolma da yine doğu mutfağını tanıyanların bildiğini düşündüğüm Bitlis'e ait enfes bir lezzet. İsteğimiz üzerine her yaptığında beni çocukluğumda rahmetli babaaanneciğimle ilgili anılara sürükleyen bu dolmayı, annemin yanımda olmadığı zamanlarda da yapabilmek adına kayıt altına almak istedim. Biraz zahmetinden midir yoksa annem daha güzel yapar diye düşündüğümden midir nedense bu yöreye ait yemekleri hep anneme rica ederim. Lahanalar bitmeden dün son bir kez daha yapıp deyim yerindeyse bata çıka yedik. Adı üstünde bol ekşili bu has dolmanın tadını ailecek çok seviyoruz. Hadi ben ve kardeşlerim az da olsa bu kültürün içinde olmuştuk o nedenle seviyorduk ama egeli olan eşim ve çocuklarımın da çok seviyor olması dolmanın lezzetini sanırım yeterince anlatıyordur.
Aslında bildiğiniz kıymalı lahana dolması. Ancak etinin biraz yağlıca olması ve bolca sumak ekşisi kullanılması çok daha lezzetli yapıyor. Ben yağlı kıyma yerine önceden hazırlayıp dondurduğum yağsız et sularından kullanarak lezzeti sağlıyorum.
Malzemeler
1) 1 büyük boy dolmalık lahana
2) 700 gr. orta yağlı kıyma
3) 2 su bardağı pirinç
4) 4-5 adet kuru soğan
5) 1 kaşık biber salçası + 1,5 kaşık domates salçası
6) Tuz, karabiber, acı sevenler için de bir tatlı kaşığı kırmızı pul biber
7) 1 demet maydonoz
8) 1 veya 1,5 su bardağı tane sumak (çok ekşili sevdiğimiz için 1,5 bardak kullandık)
9) Kıymanızın yağına bağlı olarak 2-3 kaşık tereyağ veya zeytinyağ
Yapılışı
Öncelikle sarılacak olan yapraklar lahanadan ayrılır, yıkanır ve bol suda sarılacak duruma gelene kadar haşlanır. Çok aşırı haşlamamaya özen gösterin. Diğer tarafta bir tencereye 4 bardak soğuk su ve üzerine sumaklar ilave edilerek su kaynama noktasına gelene dek orta ateşe konur. Aman kaynamaya başlayınca ocağı kapatmayı unutmayın. (Kaynatmadan dolayı sumak ekşiliğinin yanı sıra acımsı bir tad da verebilir.) Bu şekilde ılınmaya bırakın.
Diğer tarafta doğranmış soğan, kıyma, pirinç ve kalan malzemelerle normal dolma içini hazırlayın. Ilınmış olan sumak suyunun bir, birbuçuk bardak kadarını harcın içine dökün ve harcınızı tekrar karıştırıp sonra da küçük parçalara böldüğünüz lahanalara sarın. Tencereye dizdiğiniz lahanaların üzerine kalan sumak suyunu ve yağını gezdirip ocakta pişirin. Piştiğinde suyunun hiç kalmaması gerekir. Ama ihtiyaç varsa suyunu kontrol edip biraz daha sıcak su ekleyebilirsiniz..
Lahananın sarılamayacak olan iç yapraklarından da kapuska yapmayı unutmayın.
Herkese afiyet olsun.
18 Mart 2009 Çarşamba
ISPANAKLI PIRASALI KİŞ
Tart kalıbım 20 x 28 cm. ölçülerinde
Hamurumuzun dolaptaki bekleme süresinde üst malzemeleri hazırlamalıyız. Sebzeli kısım için önce bir kaşık yağda doğranmış soğan sotelenir. Daha sonra suları iyice süzdürülmüş olan sebzeler ilave edilip hızlı ateşte sürekli karıştırılarak kavrulur, tuzu, karabiberi eklenir. Başka bir kapta yumurtalar çatalla çırpılırak içine süt, krema ve beyaz peynir, istenirse muskat rendesi de ilave edilerek ılınmış olan sebzelerle buluşturulur. Fırında ön pişirmeden geçmiş olan kiş hamurunun üzerine dökülür ve tekrar fırına sürülür. Malzemelerin sululuğu ve miktarı gözünüzü korkutmasın, çünkü piştiğinde bu sulu kıvam katılaşıyor ve çok lezzetli bir kiş oluyor.
Akşam yemeği için hazırladığımdan fotoğraflarını da gün ışığında çekmem mümkün olamadı. Ancak fotoğraftakinden çok daha güzel bir görünümde olan bu kişi umarım sizlerde seversiniz.
Ağız tadınızın eksik olmadığı günler dilerim.
Afiyet olsun.
11 Mart 2009 Çarşamba
MAKARNALI BÖREK VE DAVETSİZ MİSAFİRİM
Malzemeler
Şimdi de evimizin balkonuna gelen davetsiz misafirlerimle tanıştırayım sizleri.
İşte böyle, kendilerini zorla kabul ettiren akıllı misafirimiz bu hanımefendi. Henüz araştıramadım
bu tür bayanlar ne kadar süre yatıya kalır, yavruları olunca ne yapar, ortalığı çok batırır mı, ailecek gitmek için ne kadar süreleri var bilmiyorum ama gelişmelerden sizleri haberdar edeceğim.
05 Mart 2009 Perşembe
TİRAMİSU
Uzun araştırmalardan sonra sadece yemekleri değil Fransa ile ilgili yazdığı yazılarla da dikkatimi çeken David Lebovitz 'in tarifini uygulamaya karar verdim.
Benim Fransa'dan getirdiğim bu peyniri "biz nerden bulacağız" diye yakındığınızı duyar gibi oluyorum. Tarif araştırmalarım sırasında çok eski bir Mutfak dergisinde bu peynirin bulunmadığı yerlerde mascorpon yerine %50 kremayla %50 kaymağı karıştırarak kullanabileceğimiz uyarısını görüp aklıma yatınca belki denemek istersiniz diye düşündüm. Son kullanma tarihlerinden dolayı önceliği mascorpon ile yapılanlara vermiş olsam da bittiğinde ilk yapacağım tarif bu malzemelerle yapılan tiramisu olacaktır.
Malzemeler
1) 1/2 bardak (cup ölçüsü) espresso (oda ısısında)
2) 2 yemek kaşığı siyah rom
3) 1 yemek kaşığı konyak
4) 2 büyük yumurta (oda ısısında)
5) Bir fiske tuz
6) 7 yemek kaşığı (90 gr) şeker
7) 250 gr mascorpon peyniri
8) 70 gr kedi dili bisküvisi
9)Üzeri için kakao veya arzu edilirse kuvertür çikolata rendesi
Yapılışı
1) Tarife göre espresso, rom ve konyak bir kapta karıştırılır ve karışımın alkol tadına bakılarak az gelirse biraz daha ilave edilir. Ben espresso, rom ve kahve likörüne ilaveten bir tatlı kaşığı granül kahve ekleyerek hazırladım.
2) 2 yumurtanın beyazı bir fiske tuz ile bir çırpma kabında mikserle çırpılmaya başlanır. Yumuşak köpükler oluşunca şekerin yarısı (45 gr) yavaş yavaş ilave edilerek çırpmaya devam edilir ve kar haline getirilir.
3) Başka bir kapta yumurta sarıları ve kalan şeker mikserle açık sarı renk alana kadar yaklaşık 3 dakika çırpılır.
4) Mascorpon peyniri de başka bir kapta spatula veya tahta bir kaşıkla yumuşayıncaya kadar karıştırılır. Yumuşamış olan mascorpona yumurta sarıları ilave edilerek homojen bir karışım olması sağlanır. (Kesinlikle mikser kullanmayın) Bütünleşmiş olan bu karışıma bu kez de kar haline gelmiş olan yumurta akları 3 kerede katlama yöntemi ile köpükleri söndürülmeden ilave edilir. (Not: Bu aşamada test edip tadına baktığımda yediklerime göre daha yoğun olduğunu düşünerek bir yumurta akını daha kar haline getirip ilave ettiğimde istediğim tadı yakaladığımı gördüm)
5) Servis kaplarına önce birer kaşık bu kremadan konur. Daha sonra kedi dili bisküvileri espressolu karışıma batırılıp yumuşayınca fazla suyu süzülerek kremanın üzerine bir veya iki tane konur. Tekrar krema ve tekrar kedidili bisküvisinden sonra en üstü krema ile kaplanır.
Dolapta en az dört saat veya bir gün bekletildikten sonra servisten hemen önce üzerlerine kakao veya çikolata rendesi serpilir.
Yukarıda da dediğim gibi mascorpon peyniri yerine yarı yarıya karıştırdığınız kaymak ve krema ile yapılabileceğini öğrenmiş olmam bu tarifi paylaşma nedenim oldu. Denemeye değer bir tarif olacağını düşünüyorum.
Afiyet olsun.
26 Şubat 2009 Perşembe
FRANJİPAN DOLGULU ARMUTLU TART
Daha önceki Fransa gezilerimde benim için önemli olan bu ülkenin ve Paris'in tarihini, sanatını ve kültürünü öğrenmek ve yaşamaktı. Bu amaçlarımın büyük çoğunluğuna o gezilerde kavuşmuş ve çok da mutlu olmuştum. Müze, saray gezme telaşına düşünce de yemekler ve pastacılığa dair yiyecekler ikinci planda kalmış, en hızlı ve pratik yemeklerle karnımızı doyurup şöyle keyiflice oturup yemeklerin tadını çıkaramamıştık.
Bu kez gittiğimizde yediğimiz yemeklerin yanı sıra adım başı diye tabir ettiğimiz sıklıktaki pastane ve kahvelerde oranın en meşhur lezzetlerini yiyip, kahvelerini içip hem görsel hem de lezzet açısından çok memnun kaldık.
Bunlar arasında en çok beğendiğim ve benim ağız tadıma uygun olanlar arasında bu franjipan dolgulu tartlar da vardı. Mis gibi tereyağ kokusu ve bol badem unu dolgusuyla yapılan tartları sıcağa yakın derecede ılık ve mutlaka bir sos, özellikle de krem anglez ile sunuyorlardı.
Çocuklar, bu tartların sunumunda kullanılan krem anglezi çok beğendiklerinden gelirken ben de hazır olarak da satılan bu sostan almıştım. Bugün yaptığım armutlu tartı krem anglez eşliğinde sununca orda yedikleriyle aynı lezzette olduğunu söylediler.
20 Şubat 2009 Cuma
AHUDUDULU DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Biraz tecrübe gerektiren çikolata bantlı pastalar yapmak bana eğlenceli geldiğinden, yaptıklarımı çok beğenmesem de tercihimi yine bu yönde kullandım.Her denediğimde farklı tecrübeler edinmiş olmak bir sonraki sefer için beni daha da heveslendiriyor.
19 Şubat 2009 Perşembe
GÜL'ÜN KEK'İ VE FRANSA LEZZETLERİ-SON
Artık isterseniz Paris gezimizi de bu iletiyle noktalayalım. Çünkü Paris ne anlatmakla biter ne de fotoğraflamakla. Saraylarıyla, müzeleriyle, meydan ve bahçeleriyle, Seine nehri üzerindeki köprüleriyle, kahve ve barlarıyla kısacası her köşesiyle kendinizi tarihin, sanatın, estetiğin, güzelliklerin içinde bulacağınız bir şehir.
Fransa aynı zamanda yemek ve pastacılık alanında da haklı olarak dünyaca ünlü bir yerdedir.
Burada ve diğer kafe ve pastanelerde yediğimiz tart ve browniler sıcak olarak servis ediliyor ve mutlaka krem anglez veya çikolata sosuyla sunuluyordu.
Sağ tarafta gördüğünüz ise aslen Belçika'ya ait yalnızca deniz ürünlerinin hazırlandığı bir lokanta olan Leon de Bruxelles.
Sosunun içinde taze soğan, kereviz ve birkaç baharatın daha bulunduğu bu yemeği çok sevdim.
Bahçeden ve aşağıda da aynalı salondan birer kare.
Paris'i adeta ortadan ikiye bölen Seine nehri üzerindeki köprülerden en ihtişamlısı ve süslüsü olan Pont Alexandre III köprüsü.
Bu iletimle burdan doğum gününü kutlarım güzel kardeşim. O gün o kadar eğlenmiş ve mutlu olmuştu ki bu fotoğrafın da bunu kanıtlıyor adeta. İyi ki doğdun, iyi ki kardeşimsin ve yanımdasın.
Bu gördüğünüz de Concorde meydanındaki bir sokak lambası. Sanırım sokak lambaları bile bu şehrin ne denli güzel ve görülesi bir şehir olduğunu anlatıyor.
Dondurma ile servis edilen armutlu tart.
Maskorpon peyniri ile yapılmış tiramisu
Ve son Eyfel turu
Kuravasanların, brioşların, çeşit çeşit ekmeklerin yanı sıra; şarapların, peynirlerin de diyarı olan bu ülkeyi ziyaret etmek isterseniz şu aralar fiyatları çok uygun. Hayallerinizi ertelemeyin ve olanağınız varsa gidip görmenin yollarını arayın derim.
14 Şubat 2009 Cumartesi
PARİS GEZİSİ VE LEZZETLERİ-2
devam etti.
Renklerine bayıldığım turpların üzerindeki Liçi denen bir meyve. Üstteki kabuk soyuluyor ve altındaki yumuşak kısmı yeniyor.
O gün pazar ziyaretinden sonra ucuzlukları kaçırmamız gerektiğini söyleyen Pembe bizi bir alış veriş merkezine götürdü ve eve yorgun argın döndüğümüzde kardeşimin orda oturan arkadaşlarından Gülten'in "Champ-Elysees'deki yılbaşından kalan süslemelerin son günü hemen gelin" demesi üzerine aynı gün bir de orası ziyaret edildi. Süslemeler o gün kaldırılmış olsa da Champ -Elysee yine her zamanki gibi ışıl ışıl ve gençlerle doluydu.
Bulvarda gezerken daha önce beş yılını orada geçirmiş olan kardeşimi son zamanlarda hiç bu kadar mutlu görmemiştim.
Ertesi gün, kardeşimin orada kaldığı yıllarda tanışıp dostluklarını, arkadaşlıklarını pekiştirdikleri sevgili Kovancı ailesi bizleri davet etmişlerdi.
Ertesi gün ve o hafta artık Pembeyi rahat bırakarak kendimizi sevgili oğlumun ve kardeşimin tercümanlığı ve rehberliğine bırakarak gezmeye başladık. Başladık diyorum ama Pembe'ciğim evden çıktıktan sonra bizi arabayla trene garına götürüyor RER denilen trene binmeden önce mutlaka hergün bir kahvede kahvelerimizi içirip bizi öyle gönderiyordu.
Daha ilk gün tesadüfen gezerken karşılaşmış olduğum pastacılıkla ilgili malzemeler satan yerleri görünce bu kez de benim ağzım kulaklarıma varıyor ama çocukların suratları asılıyordu. Ahh! annem buraları gördüyse biz Paris'i falan gezemeyiz diye söyleniyorlardı.
11 Şubat 2009 Çarşamba
FRANSA GEZİSİ VE LEZZETLERİ-1
Aslında niyetim bizleri o çok güzel evlerinde, sürekli gülen yüzü ve harika yemekleri ile yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda tarzında ağırlayan canım arkadaşım Pembe, eşi İsmet Bey ile harika çocukları Şahin ve Serkanla geçirdiğimiz günleri anlatmaktı. Ancak çekilen yüzlerce fotoğrafın bir kısmını halen daha bilgisayara yükleyemediğimden makinemdeki bu fotoğrafların da sizleri memnun edeceğini düşündüm.
Çikolatalı, kestaneli, truflu, kahveli, karamelli, güllü, meyveli, beyaz çikolatalı çeşitleriyle bu denli kusursuz güzellikteki kurabiyeleri seyretmek bile çok hoş.
Yukarıda gördüğünüz beş fotoğrafı daha önceleri Champs-Elysees bulvarında mağazası olan ancak yakınlarda taşınmış (bulabilmek için çok aradık) olan Pierre Herme'nin yine aynı bulvarda çok lüks bir alışveriş mağazasında butik satış yaptıkları mağazada çektim. Vaktimiz olmadığından ana mağazayı ziyaret etmem mümkün olamadı ama dünyaca hatta Fransa'da daha da ünlü olan yine makaronlarıyla anılan Ladure de Champs-Elysees bulvarında yer alınca
o zarif ve süslü bina da objektiflerimize takıldı.
Oğlumun geçen yıl gelirken burdan alıp getirdiği makaronların tadını biliyordum ama selamlarınızı ileteyim diye içeriye daldığımda gözlerime inanamadım. İlk şaşkınlığım geçtikten sonra bu makaronlar için oluşturulan kuyruğu görünce kemdime geldim. Niyetim, yanımda Fransızca bilen oğlum ve kardeşim sayesinde onlarla biraz olsun sohbet edebilmekti. İçeride değil sohbet edebilme imkanını bulmak, fotoğrafa bile izin verilmeyince ancak vitrinini görüntüleyebildim. Çok tuhaf insanlar şu Fransızlar. Sadece burada değil pek çok pastanede de aynı uygulama olduğundan çok da yadırgamadım.
19 Ocak 2009 Pazartesi
SEBZELİ HİNDİ RULOSU
Fotoğrafını gördüğünüz yemek, arşivimde yayın sırası bekleyen sonbaharda yapmış olduğum, sebzesiyle, etiyle sağlıklı bir yemekti.
1) 1 adet kemikleri alınmış hindi filetosu (1 kg. civarında)
2) Küp doğranmış sebzeler (Patates, havuç, kabak veya arzu ettiğiniz başka sebzeler de olabilir))
3) Yarım su bardağı haşlanmış bezelye
4) 100 gr. ekmek içi
5) 200-250 gr. tavuk kıyması veya hindi kıyması(yoksa bu etten keseceğiniz bir parçayı robotta çekerek de kıyma yapabilirsiniz)
6) 1 adet yumurta, biraz süt
7) Baharatlar (Çekilmiş karabiber, kekik, biberiye, tuz
8) Sızma zeytinyağı
Yapılışı
1) Öncelikle hindi filetosunu et dövücüyle inceltin ve büyük bir kaba alıp üzerine biraz zeytinyağ, tane karabiber, kekik, biberiye, isterseniz 1 çorba kaşığı soya sosu da ilave ederek bu sosun içinde 2-3 saat kadar marine edin.
2) Doğranmış olan sebzeleri sert olandan başlayarak bir tavada sırasıyla soteleyin ve soğumaya bırakın.
3) Diğer taraftan sütle ıslattığınız ekmeği, yumurta, maydonoz(ben koymadım), tuz, karabiber ve kıyma ile yoğurun.
4) Soğumuş olan sebzeleri bu karışıma ilave edip kaşıkla biraz karıştırıp elinizle uzun bir köfte şeklini verin.
5) Yağlı pişirme kağıdı üzerine marine edilmiş olan hindi filetosunu yayın ve hazırladığınız sebzeli köfteyi içine yerleştirip sararak rulo yapın. Mutfak ipiniz varsa bağlayabilirsiniz.
6) Ruloya zeytinyağı sürüp tepsiye yerleştirin. Önceden ısıtılmış 190 derece fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin
Yanında yeşil salata veya benim yaptığım gibi sotelenmiş kabak, közlenmiş patlıcan dilimleriyle servis yapabilirsiniz.
Sanırım bu tarif, tatile çıkmadan önceki son iletim olacak. Çünkü halen daha yapılacak çok iş var. Son alışverişler, hazırlanacak eşyalar ve bavullar.
Dönüşte görüşmek üzere, herkese sağlıklı, afiyetli güzel günler dilerim.
11 Ocak 2009 Pazar
Z.YAĞLI PIRASA VE YER ELMASI
Yer elmasının tadına henüz bakmadı ama inanıyorum ki bir gün onu da severek yiyecek. Benim de yer elması ile tanışıklığım pek eskilere gitmiyor. Evimize hiç girmemiş olan bu yemeği taa ki bir arkadaşımın evinde yiyip de çok beğenene kadar.
Yer elmasını da yine aynı şekilde pişiriyorum İçine kullandığım malzemeler aynı olmakla beraber tek farkı daha çabuk pişmesi. O nedenle ocağı daha erken (iki dakika sonra) kapatıyorum ve yine tencerede soğuttuktan sonra servis kabına boşaltıyorum.
08 Ocak 2009 Perşembe
KESTANE GLAZE
kestaneyi parçalamadan çıkarmak hele yukarıda soyulmuş halini gördüğünüz gibi yapmak için ben de çok zahmet çekiyordum. Ancak Cemal Usta'nın anlattığı yöntemde en büyük zorluk kestanelerin dış kabuklarını bıçağı hiç kaldırmadan çepeçevre çizmek. Ondan sonrası çok kolay.
Kestaneleri bu şekilde çizdikten sonra iyice kızdırılmış sıvıyağ'a atıyorsunuz. (Burda çok kaliteli yağ kullanmanız gerekmiyor, veya benim gibi yapıp işiniz bittikten sonra yağı atmayıp bir kavanozda saklayarak hep kestane ayıklama işinde kullanabilirsiniz.) İki dakika kadar yağın içinde kızartıyorsunuz. Kestanelerin dış kabukları çok kızarmıyor ama bu işlem içteki kabuklarda çok etkili olup onların dış kabuğa yapışmasını sağlıyor.Daha kızartma tavasında etli kısımlarından ayrıldıklarını gözlemleyebilirsiniz. Kızarttığınız kestaneleri delikli kepçe yardımıyla yağlarını süzdürerek soğuk su dolu bir kaba alıp yağları gitsin diye soğuk suyun altında yıkıyorsunuz. Sudan aldığınız kestaneleri hem iç hem de dış kabuklarından aynı anda kolayca soyarak çıkarıyorsunuz. Yarım kilo kestaneyi 15 dakika içinde hiç fire vermeden çıkarıyor olmak beni çok mutlu etti.Üstelik bu kestaneler çok taze değillerdi ve kestane şekeri yaparım düşüncesiyle almadığımdan boyları da küçüktüler.Öyle olmasına rağmen bu kadar zahmetsizce soyabildim.
05 Ocak 2009 Pazartesi
YALANCI PROFİTEROL
Bir önceki iletimdeki pastaları düşünerek sizleri kandırdığımı düşünmeyin sakın. Hiç biri bizim ev halkı tarafından yenmedi. Yılbaşı akşamı için gidecekleri yerlere gittiler. Onlardan biri karamel kremalı ve kestaneli, bir diğeri çikolatalı kestaneli, üçüncüsü de tiramisu pastasıydı.
Bu tarif ise yine yıllar öncesinden. Lezzet ve kremasının dokusuyla yiyenlerin ve benim çok beğendiğim hatta orijinalinden daha güzel bulduğum bir reçete. Hatta pastalarda krema olarak da kullanılabilir. Önceleri çok sık yaptığım bu tatlıyı kuş giribi olayından sonra yapmaz olmuştum. Çünkü içindeki yumurtalar muhallebi ılınınca ilave ediliyordu. Bu kez muhallebinin ılınmasını beklemeden, sıcakken ekleyerek yumurtaların zararlı etkisinin ortadan kalkacağını düşündüm.(Sanırım Zinnur'un bir yazısında okumuştum; ilave ettiğimiz yiyeceğin ısısı 70 derecenin altında değilse yumurtaları bu şekilde rahatlıkla tüketebileceğimizi )
Malzemeler:
1) 200 gr kedi dili bisküvisi
2) 1/2 paket krem şantiy + çırpmak için 1 çay bardağı süt
3) 1 su bardağından bir kaşık eksik un
4) 1 çorba kaşığı buğday nişastası (un ve nişasta ikilisi toplam bir su bardağı edecek şekilde)
5) 1 su bardağı şeker
6) 1 su bardağı koyu renk kakao
7) 1 tam yumurta
8) 2 adet yumurta sarısı
9) 1 paket vanilya
10) 100 gr sana yağı (Orijinal tarif böyleydi ama ben 50 gr. tereyağ kullandım, isteğe bağlı)
11) 1 lt. süt
Yapılışı
Şeker, un, kakao, nişasta kuru olarak karıştırılır. Süt ısıtılır ve yavaş yavaş karıştırılarak bu karışım içine ilave edilir. Muhallebi kıvamına gelinceye dek karıştırılarak pişirilir.Kaynamaya başlayıp koyulaşınca içine yağ ve vanilya ilave edilip ocak söndürülür.
Ayrı bir kapta 1 tam yumurta ve 2 yumurta sarısı mikserle çok kuvvetlice çırpılır. Muhallebinin soğumasına fırsat vermeden çırpılmış olan yumurtalar azar azar yedirilerek ilave edilir. İsterseniz benim yaptığım gibi kaselere önce biraz muhallebi konur, üzerine ikiye bölünmüş bir adet kedi dili ve sonrasında yine muhallebi dökülüp soğuyunca da krem şantiy ile süslenir. Bu şekildeki kaplarda 8-9 porsiyon oluyor.
İsterseniz büyükce bir servis kabına bir kat muhallebi üstüne kedi dili, sonrasında da yine muhallebi dökülerek de servis yapılabilir.
Ağız tadınızın eksik olmadığı güzel günlere...
31 Aralık 2008 Çarşamba
MUTLU YILLAR
24 Aralık 2008 Çarşamba
BİZİM PASTANEDEN DENEMELER
Öncelikle sevgili Münevverciğimin (Nane Limon) pazartesi günkü ziyareti beni çok mutlu etti.Önceleri yaptığı herşeyi büyük bir beğeni ile bloğunda izleyerek sanal olarak sürdürdüğümüz dostluğumuzu, telefon, mail derken artık ziyaretlerimizle ilerletmiş olmanın sevincini yaşıyorum. Öyle ki; görüştüğümüz süre içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız gibi, konuşacağımız pek çok şeyden söz dahi edemediğimizi onu yolculadıktan sonra ferkettim.
Ekmeklerine olan hayranlığımı bilen Münevverciğimin getirdiği altta gördüğünüz mini ekmekler ise geldiklerinde tazecik ve mis gibiydiler. İçine koyduğun patatesle daha da hoş bir aroma kazanmış olan bu ekmekler için çok teşekkürler Münevver.
Yine Zinnur spesiyalitesi olan bu bademli mini bisküviler de ev halkı ve benim çok büyük beğenimi kazandı. Yayınladığı günden beri aklımda olan ve bugünkü apartman toplantımız için yaptığım bisküvilerdeki tereyağ kokusu bana da Fransa'da yediğim enfes kurabiyeleri anımsattı. Farklı olarak, esmer şeker yerine beyaz şeker ve 1 çorba kaşığı pekmez kullanarak hazırladım. Tepsiye dizdiğimde çok düzgün olan kurabiyeler pişerken biraz şekil değişikliğine uğradılar ve Zinnurun kurabiyelerinde olduğu gibi oldular.
Aşağıda; suçluluk duygumuzu biraz olsun hafifletecek, zeytinyağı ile yaptığım bu anasonlu gevrekler ise benim daha önce tarifini verdiğim bir lezzet. O nedenle bu iletimde hiç bir tarif veremiyorum.
Sadece beni merak eden arkadaşlarıma bir ses olsun diyerek yazdığım bu gönderideki tarifler için Zinnur'un bloğunu ziyaret etmenizi rica ederim. Çünkü o güzel üslubu ve en ince ayrıntısına kadar detaylı bir şekilde anlattığı tariflerin en güzel oradan elde edilebileceğini biliyorum.
13 Aralık 2008 Cumartesi
BAYRAM TATLILARI
Neyse ki; Mersin'den gelen kardeşim, eşi , biricik yeğenim , annem ve küçük kardeşim Zuhalle bayram boyunca hep birlikte olmak bana biraz olsun o eski günleri hatırlattı. Yine masalar hazırlandı, yendi, içildi, gezildi.
İşte bu tatlılar da bayram için daha hafif olsun düşüncesiyle yola çıkarak pişirdiğim meyveli çeşitlerdi.
Ayva tatlısı tarifini daha önce yayınladığım için tarif vermeyeceğim. İsterseniz tarifi buradan okuyabilirsiniz.
08 Aralık 2008 Pazartesi
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
SEVGİLERİMLE,
28 Kasım 2008 Cuma
KAMPÜSTEKİ DOĞUM GÜNÜ PARTİSİ
Son günlerde yoğun ders programı, vize sınavları, staj ve bir de görev aldığı sosyal projelerinden zaman kalmadığı için doğum gününü aile içinde küçük bir pasta ile kutlamaya karar vermiştik.
yeceğini öğrendim.
Organizasyonu tamamladıktan sonra bu büyüklükte bir pastayı o görmeden yapmak ve evde saklamak en büyük güçlüktü. 35-40 kişilik olarak tasarladığım pastayı bol çikolatalı ve fındık krokanlı olarak pişirip hazırladım. İş kaplamasına ve modellemesine geldiğinde artık bunu hem gizlemeden yapamayacağımı hem de modelleme konusundaki beceriksizliğimi de göz önünde bulundurarak sevgili İlker'ciğimden (Bake-shop)yardım istedim. Onun can-ı yürekten kabul etmesi beni çok mutlu etti. Partinin okulda hem de YÜDAK toplantısında kutlanacak olması pastanın süslemesinin de nasıl olacağının ipuçlarını vermişti bana.
Zaman zaman düzenledikleri kamp ve tatbikat çalışmalarının pastaya da yansımasının uygun olacağını düşünerek böyle bir modelleme yapmaya karar verdik.
Sevgili İlker'ciğimin ve sonradan aramıza katılan Nesrin'ciğimin de çok emek vererek hazırladıkları pastayı kaptığımız gibi okulun yolunu tuttuk.
Arkadaşlarının alkışları arasında pastasını kestikten sonra bile şaşkınlığını dile getiren canım kızım, doğum günün kutlu olsun. Hayat sana hep böyle güzel sürprizler sunsun.
20 Kasım 2008 Perşembe
NOSTALJİ PASTASI
18 Kasım 2008 Salı
KEREVİZLİ MERCİMEKÇORBASI
Uzun zamandır hiçbir etkinliğe katılamadığımı farkedince Mimar'ın Mutfağı sevgili Kübra'nın düzenlemiş olduğu YE#39 Çocuk yemekleri etkinliğine bu mercimek çorbası uygun olur diye düşündüm. Kübra'ya böyle güzel bir konu seçtiği için teşekkür eder, kolaylıklar dilerim.
Çorbalar, bizim mutfağımızda önemli bir yer edinmiş olmasının ötesinde çocukluğumuzda da anne sütünden hemen sonra başladığımız ilk yiyeceklerin arasında yer almaktadır. Ben de her anne gibi çocuklarımı beslerken onların yiyeceklerinde her türlü vitamin ve minerali almalarını sağlayacak birkaç değişiklik yapardım. Onlar artık çocukluktan çıkıp kocaman adam ve genç kız olsalar da durum hala değişmedi desem yeridir. Sevmedikleri hatta hiç yemedikleri sebzeleri kamufle ederek onlara yedirmeye çalışıyorum. İşte bu kerevizli mercimek çorbası da bu düşünceyle yola çıkılarak hazırlanan ama artık içinde kereviz olmayınca tadında eksiklik hissedilen bir çorba oldu bizim evde. Eğer sizlerin de benimkiler gibi yemek seçen, yemeyen çocuklarınız varsa hiç değilse bu tür katkıları denemenizi öneririm. Kereviz kokusunun belli belirsiz olduğu bu çorbayı umarım çocuklarınız da seveceklerdir.
Tarifi yazıp yazmamakta bir hayli tereddüt ettim. Çünkü hepinizin bildiği bir çorba bu. Sadece küçük boy bir kereviz ve havuç rendeleyip koyuyorum içine.
8) 1,5 - 2 litre su (Varsa 1 bardak et suyu ilavesiyle daha güzel olur)
06 Kasım 2008 Perşembe
KÜÇÜK BİR MOLA VE BİR DUYURU
03 Kasım 2008 Pazartesi
DULCE DE LECHE PUDİNGİ
Kafamda mutfakta yeni bir şeyler üretmek, yeni lezzetler yakalamak ve hiçbir ürünü atmamak gibi düşünceler olunca ortaya böyle farklı lezzetler de çıkıyor.Bildiğiniz muhallebiden tek farkı içine ilave etmiş olduğum bu karamelleştirilmiş süt.Ancak verdiği aroma ve lezzet muhallebiyi çok daha güzel kılıyor.
Hepinizin mutlaka bir muhallebi tarifi vardır ama bu işe yeni başlayan arkadaşlarımı da düşünerek benim klasik muhallebi tarifimi sizlerle paylaşayım.
Malzemeler
1 800 ml. süt (Yaklaşık 4 su bardağı)
2) 1 bardak toz şeker (dulce de leche koyacaksanız daha az)
3) 50 gr. un (2 çorba kaşığı dolusu)+ 25 gr. nişasta veya pirinç unu
4) 1 yumurta sarısı
5) 1 paket vanilya (eğer dulce de leche kullanacaksanız buna gerek yok)
Bütün malzeme ve varsa 125 gr. kadar dulce de leche bir tencereye konur ve karıştırılarak muhallebi kıvamına gelinceye dek pişirilir. Ben çok katı muhallebileri sevmediğimden bu ölçülerle yaptığımda daha gevşek dokulu bir muhallebi oluyor. Ama biraz daha katı isterseniz bir kaşık daha pirinç unu veya nişasta ekleyebilirsiniz. Kaynamaya başladıktan sonra göz göz olduğunda iki dakika daha pişirilip sıcakken kaselere boşaltılır.
Daha sonra yoğunlaştırılmış sütü bulamayan ama karamel tadını da sevenler için nasıl yapılabilir diye düşündüğümde de şekerin karamelleştirilmesiyle de olabilir mi acaba dedim, ama denemedim. Sizlere sadece bir öneri olarak sunmak istedim. İçine konan şeker önce karamelleştirilip sonra muhallebinin içine pişirme aşamasında ilave edilebilinir. Tabii lezzet olarak nasıl olur bilmiyorum ama bir gün bu şekilde de denemeyi istiyorum.
Bol güneşli güzel günler diliyorum.
Afiyet olsun.
30 Ekim 2008 Perşembe
BUGÜNÜN LEZZET GEÇİDİ
Oldukça maceralı geçen günlerden sonra bloglarımıza kavuşmanın sevinci ile birlikte Cumhuriyet Bayramımızı da kutlayarak adeta çifte bayram yaptık.
Bloglarımızın açılmasında emeği geçen bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Hepimize geçmiş olsun. Böylesine anlamsız ve hukuksuz, özgürlüklerimizi kısıtlayıcı bir olayı umarım bir kez daha yaşamayız.
Pilav yemekten tadına dahi bakamadığım börülce salatası;
Ve yine lezzetiyle tüm yiyenlerin gönlünde taht kurmuş olan meşhur humusuyla
daha benim fotoğraflayamadığım, kırmızı biber salatası, marul salatası, poğaça ve ıspanaklı börekle devam eden yiyeceklerin yanı sıra, tatlı olarak da çok hafif, yumuşacık pandispanyası , bol cevizle kaplamış olan kabaklı pastası ve güllaçla bizlere nefis bir ziyafet çekti canım arkadaşım. Ellerine sağlık Sevgül'cüğüm. Harika evsahipliğin ve misafirperverliğin için çok teşekkür ederim.
22 Ekim 2008 Çarşamba
MURTAĞA
20 Ekim 2008 Pazartesi

15 Ekim 2008 Çarşamba
İSVEÇ KÖFTESİ
Bloğum olup da yazmaya başlarken ağırlığı pasta ve tatlılara vereceğimi düşünmememe rağmen geriye dönüp de baktığımda ağırlığın bunlardan yana olmasını tamamen tesadüflere bağlıyorum. Tabii bunda ev halkının tatlıları çok sevmesinin de rolü var ama insana "sizin evinizde sadece bunlar mı pişiyor" dedirtecek türden değiller. (Şimdi işin en zor kısmına geldim galiba, neyi nereye nasıl bağlayacağım bakalım)
Üç yıl önce sevgili Hatice'nin bloğunda(Portakal Ağacı) görüp hemen denediğim bu köfteler bizim evde çok sevilince sık sık yapar oldum. Arşivimde yayın sırası bekleyen bu tarifi en son ağustos ayında yapmıştım. Biliyorsunuz, İkea mağazasının ülkemizde meşhur ettiği bu köfteler insanlarımız tarafından çok sevildi. Çünkü her İkea ziyaretimizde lokanta kısmı diğer reyonlara göre çok daha kalabalık, sanki insanlar oraya yemek yemeye gidiyor gibiler. İşte bizim de ilk kez orada tattığımız bu köfteleri çocuklar çok sevince ben de nasıl yapılıyor diye düşünürken o günlerde Haticenin bloğunda bu tarifi yayınlaması beni çok mutlu etmişti. Şimdi ne zaman tatlı, taze lor bulursam ilk yaptıklarım arasında yer alır.
Yalnız şunu da belirtmeliyim ki; Çocuklar ve eşim köftelerin İkea'da yedikleriyle aynı lezzette ,ancak yine Hatice'nin tarifiyle yaptığım sosunda o lezzeti yakalayamadığımı söylediler. Bir iki denemede onları memnun edemeyince ben de çareyi orada paketler içinde satılan (bu tür hazır gıdaları kullanmayı hiç istememe rağmen) toz halindeki sosu almakta buldum. Yine çok memnun kalmasalar da tadının biraz daha İkeada yediklerine benzediğini söylüyorlar.
Tarifin orijinali Portakal Ağacı'nda olmakla beraber ben de her an elimin altında olsun diyerek günlüğüme yazmak istedim. Mutfak ve yemek konusunda en eski blogculardan biri olarak mutfağıma kazandırdığı bu lezzetten dolayı sevgili Hatice'ye çok teşekkür ederim.
Malzemeler
1) 500 gr kıyma
2) 1 kuru soğan, robotta kıyılmış (ben rendeliyorum)
3) 1 su bardağı tuzsuz lor
4)3 yemek kaşığı süt
5) 2 dilim bayat ekmek içi
6) 1,5 tatlı kaşığı tuz
7) 1/2 tatlı kaşığı yenibahar + 1/2 tatlı kaşığı kimyon + 1 çay kaşığı karabiber
8) 1 yemek kaşığı sıvıyağ
Sosu için gerekli malzemeler
1) 2 yemek kaşığı sirke
2) 2 yemek kaşığı un
3) 2 su bardağı et suyu
Yapılışı
Lorun içine sütü ilave edip çatalla iyice ezin, gerekirse biraz daha süt ilave edebilirsiniz. Sonra diğer malzemeleri de ilave edip yoğurun. Cevizden biraz daha küçük toplar yapıp dolapta 1 saat kadar bekletin.
Sıvıyağ konmuş teflon tavada sallayarak her tarafı pişene kadar kızartın.
Sosu için ise; tavadaki yağı ve köfte kırıntılarını süzün ve tavanın içine sirkeyi ilave edip neredeyse uçana kadar pişirin. Sonra unu ilave edin ve rengi biraz dönene kadar karıştırın.
En son et suyunu da ilave edip hafif suluca bir sos haline gelene dek pişirin.
İster köftelerin üzerine isterseniz de tabağın yanına koyup servis yapın.
Afiyet olsun.
12 Ekim 2008 Pazar
KAVALA KURABİYESİ DENEMELERİ 1
Bir önceki iletimde Yunanistan'da yediğimiz (İskeçe Fresh Co.firmasından aldığımız) kurabiyelerin lezzetinin, Kavala'dan aldıklarımızdan bile daha farklı olduğundan söz etmiştim. Daha önceleri Edirne'de de yediklerimizden daha lezzetli bulduğumuz bu kurabiyelerin farklılığı ile ilgili yorumlar ve mailler alınca (Bir önceki iletiye yorum bırakan sevgili Özlem'de aynı yerden alınanlar hakkında düşüncesini belirtiyor) evde de denemek istedim. O nedenle bir kaç gündür sürekli internette, blogcu arkadaşlarımın iletilerinde ve evdeki bütün kitaplarda bu kurabiyenin yapımı hakkında bilgi toplamaya çalıştım. Makaronlardan sonra bir de bu kurabiye takıntım oldu desem çok abartmış sayılmam herhalde. En yakın lezzeti yakalayabilmek adına yaptığım araştırmalar sonucunda çok farklı tariflere ulaştım. Bazılarında unun bir kısmı kavruluyor, bazılarında tamamı; kimisinde tereyağı, kimisinde margarin; alabildiği kadar un ölçüsünün yanı sıra bardak ölçüsüne kadar çok farklı kombinasyonlar vardı.Bunların ışığında ve yediğim kurabiyeyi de gözönünde bulundurup, bilgilerimi harmanlayarak önceki gün denemek adına yarım ölçü olarak yaptım.
Evdekilerin lezzetini çok beğenmiş ancak sertlik ve ağızda kolaylıkla dağılma durumunun olmadığını söylemeleri düşüncesinde ben de onlarla hemfikirdim. Yine de tatmin olmadığımdan ordan gelenleri yemiş olan annem ve kardeşime de tattırdıktan sonra sizlerle paylaşmak istedim. Onlar da aynı düşüncedelerdi. Tarifi aslına en yakın sonuca ulaşınca vermek niyetindeydim. Buna rağmen buraya yazıp sizlerin de görüşlerini almak düşüncesi ağır basınca yayınlamaya karar verdim. Bu kurabiye ile ilgili denemelerim sürdükçe bunları sizlerle de paylaşacağım.
İçinizden "bir kurabiyeyi bu kadar kafana takmaya değer mi?" diyenleri duyuyor gibiyim. Ama insanın kendini geliştirmek, daha iyisini yapabilmek için de bu duyguları hissetmesi gerekir diye düşünüyorum.
Sizleri de takıntı sahibi yapmadan uyguladığım şekilde tarife geçeyim.
Pek çok tarifte bardak ölçüsü verilmesine rağmen ben ölçekli kaplar kullanarak (aldıkları miktarlar çok farklı çünkü) uyguladım reçeteyi. 1. hata burdan kaynaklanıyor da olabilir. Bu detayları da bir sonraki denemem adına kayıt altına alayım ki aynı hataları yapmayayım diyerek yazıyorum.
1 cup : 237 ml.
Malzemeler
1) 2 bardak un (280 gr)
2) 1 bardak pudra şekeri (150 gr)
3) 125 gr. tereyağ (Oda ısısında)
4) ½ çay bardağı sıvı yağ
5) ½ su bardağı iri parçalara kırılmış badem içi(iç kabukları çıkarılmış olması tercih sebebi)
6) ½ adet yumurta (tarife sadık kalmak için yarım kullandım)
7) ½ paket kabartma tozu (1 çay kaşığı tepeleme)
8) 1 paket vanilya
9) Üzeri için ½ bardak kadar pudra şekeri
Yapılışı
1) Pek çok tarifte tereyağından iki kaşık kadar alınıp bir teflon tavaya konup bademler yağda kavruluyordu. Bende öyle yaptım. Kısık ateşte bademleri kavurarak işe başladım.
2) Başka bir tavada da unu yine kısık ateşte yağsız olarak 15-20 dakika kavurdum. Sanıyorum biraz fazlaca kavurmuşum, piştiğinde renginin yediklerimden daha koyu olduğunu gördüm.
Kabarmasını engelleyen 2. hatam bu olabilir mi diye düşünüyorum?
3) Un ve bademler soğuduktan sonra karıştırma kabının içine kalan bütün malzemeyle birlikte koyup,çok fazla yoğurmadan sadece toparlanacağı kadar karıştırıp tezgaha aldım.
4) Merdane ile fazla inceltmeden açıp (yaklaşık 1cm kalınlığında) bardakla önce daireler halinde sonra da ay olacak şekilde kesip yağlı kağıt kaplanmış tepsiye dizdim. Aldıklarımızın yükseklikleri 3-4 cm civarındaydı.( Orijinali yakalayamamdaki bir hata da çok kabaracağı ihtimalini gözönünde bulundurarak daha kalın yapmadığım olabilir mi?)
5) Önceden 170 derecede ısıtılmış fırının turbo ayarında 10-15 dakika pişirdim.
6) Biraz soğumasını bekledikten sonra üzerlerine süzgeçten eleyerek pudra şekerlerini serptim.
Sonuç; çok fazla kabarmayan, lezzet olarak başarılı ancak şekil ve doku olarak orijinaline çok az benzeyen kurabiyeler oldular.
Tabii beni de aldı bir düşünce. Hata nerde olabilir diye. Ölçülerde mi, unun kavrulmasında mı, kabartma tozu mu az geldi, bademleri daha irice bırakmıştım; suç onlarda mı gibi pek çok soru kafamı kurcalayıp duruyor o günden beri? Ama bu konuda kafa yoranın bir tek ben olmadığımı da bilmenizi istiyorum. Mutfağı çok seven, sürekli araştıran, okuyan arkadaşlarımızdan sevgili Müge'nin de bu konudaki çabalarını bilmek beni sevindiriyor. En azından ikimiz el ele verip daha iyisini yakalayana kadar bu konuda çalışacağımızı bilmenizi istiyorum.(Müge'ciğim, galiba burda senin adına da söz verdim, kızmazsın değil mi?)
Eğer sizlerden de bu kurabiyelerden yiyip, deneyip veya farklı reçeteleri olan fikirlerini paylaşmak isteyen arkadaşlarımız varsa bildirirseniz kendi adıma çok mutlu olacağım.
Yoksa ben tekrar İskeçe'ye kadar gidip sahibinin alnına tabanca dayayıp tarifi almaya çalışacağım.
Hepinize ağız tadınızın hiç eksik olmadığı güzel bir hafta diliyorum.
08 Ekim 2008 Çarşamba
YUNANİSTAN'DAN KAVALA KURABİYESİ
27 Eylül 2008 Cumartesi
IŞILCA TATLAR 1 YAŞINDA

Geçen bu bir yıl süresinde hayalini bile kurmadığım çok güzel duygular, heyecanlar yaşadım. Mutfakla ilgili olarak sizlerden edindiğim bilgilerin dışında gelen yorumlarınız, kurulan dostluklar, paylaşımlarınız beni çok mutlu etti. Bana yazdığınız yorumların yanı sıra sizlere yazılan yorumları da büyük bir zevkle okudum, çok eğlenceli yazılarınızla da güldüm. Pek çok şeyin tekniğini bilmemekten doğan (bilgisayar, fotoğraf çekme gibi) problemler karşısında yıldığımda, bırakmayı düşündüğümde bana moral veren, destek olan arkadaşlarımın yaşattığı duyguyu unutmam mümkün değil.
O nedenle iyi ki burdayım, aranızdayım diyorum...
Ve sizlere sonsuz teşekkürler ediyorum.
Bu günü bir doğum günü pastası ile kutlamayı isterdim ancak yakınlarda bir pasta yapmadığımdan ve arşivimdeki pastaların fotoğrafları da bilgisayara format atılması esnasında yok olduğundan bu kutlamayı geçenlerde yaptığım sütlaçla gerçekleştirmek istedim.
Farklı bir yöntemle pişirilen bu sütlaç sayesinde daha önceleri hiç sevmezken şimdi en çok sevdiğim sütlü tatlılar arasında yerini aldı. Şöyle ki; pek çok tarifte ve kitaplarda pirinçler önceden pişirilerek sütün içine atılır. Her ne kadar kaynatılsa da pirinçler içinde bütün bütün kalır. Çocukluğuma dayanan bir hikaye ile pirinci, özelliklede pilavını hiç yiyemezdim. 6-7 yıl evvel Habibe teyzemin yaptığı sütlacın tadına bakmamla fikrim değişti. Tabii onun yaptığı sütlacın köyden gelen sütle yapılmış olmasının ona ayrı bir lezzet de kattığını da söylemeden geçemeyeceğim. Bu tarifte süt ve aynı oranda su ile ocağa konup kaynatarak suyu çektirme esasına dayanıyor.
Malzemeler
1 Türk kahvesi fincanı pirinç
1 lt. süt
1 lt.su
1 bardak şeker
1 parça damla sakızı veya 1 paket vanilya
Yapılışı
Süt, su ve yıkanmış pirinç bir tencereye konur. Bir tahta kaşığın sapı tencerenin dibine kadar batırılır , seviyesi ölçülüp kalemle işaretlenir ve tencereden çıkarılır.Tencere orta ateşte yanan ocağa konur. Pirinçlerin tencerenin dibine yapışmaması için arada bir karıştırılır.Süt ve su kaynamaya başladıktan sonra ocak en kısık ayarına hatta mümkünse daha da kısık ayara getirilir. Bu arada istenirse içine damla sakızı da ilave edilir. Ağır ağır yaklaşık iki saatte pişecek olan sütlacı pirinçlerin dibine yapışmaması için arada bir karıştırmanız yeterlidir. Bu şekilde pişirdiğinizde pirinçler çok yumuşayıp helmeleştiğinden ayrıca pirinç unu veya nişasta gibi kıvam artırıcı bir malzemeye ihtiyaç duyulmuyor. 1.5 saatin sonunda suyun tamamen uçtuğunu anlamak için tahta kaşığınızı sütün içine batırıp ölçünüz. Eğer işaretlediğiniz yerin yarısına gelmişse artık olmuş demektir. Gelmediyse biraz daha kaynatınız. Bu arada pirinçler iyice pişmiş, sütün rengi de biraz koyulaşmış olacaktır. Suyun tamamen uçtuğunu gördükten sonra şekeri ilave edip bir iki kez karıştırıp şekerin erimesini sağlayın.Eğer şeker miktarı size az gelirse tadına bakıp 1/4 bardak kadar daha şeker ekleyebilirsiniz. Islattığınız kaselere boşaltıp isterseniz fırınlamadan isterseniz de sadece üst ızgarasını yaktığınız fırında üzerlerini yakıp soğuttuktan sonra servis yapabilirsiniz.
Hepinize afiyet olsun.
Bayram süresince Türkiye'de olmayacağımdan şimdiden bütün arkadaşlarımın bayramını kutlar, sağlık, afiyet, mutluluk ve neşe dolu bir bayram geçirmenizi dilerim.
Hoşçakalın,
20 Eylül 2008 Cumartesi
KURUYEMİŞLİ TART
Neyse asıl konumuza dönelim. Bu kuruyemişli tartı La Cucına Italıana dergisinin Eylül sayısının 'Tatlı ve tuzlu hamurişi tarifleri' ekinde görmüş ve görselliğini çok beğenmiştim. Yemeklerin, tatlılarının lezzetleri kadar sunumlarının da çok önemli olduğu günümüzde bu tür dergiler de yemek kitapları kadar önemli bir işlevi yerine getiriyorlar. Evet! Görselliğine vurularak denediğim bu tartın tadı da evdekiler tarafından tam not alınca sizlerle de paylaşmak istedim.
Tartın tarifinde 350 gram hazır tart hamuru diyordu. Ancak zorunlu birkaç ürünün dışında bu tür hazır malzemeleri kullanmayı sevmediğimden tart hamurunu da kendim hazırladım.
Tart hamuru malzemeleri
(1 su bardağı 237 ml.)
125 gr. çok soğuk tereyağ(son yarım saat buzlukta bekletebilirsiniz)
1+ 1/2 su bardağı un
1/2 su bardağı pudra şekeri
1/4 çay kaşığı tuz
1 yumurta sarısı
Üst Malzemeleri
20 gr antep fıstığı
70 gr ceviz içi
30 adet kabukları alınmış badem+10 adet kabuklu badem
30 gr fındık
1 adet yumurta sarısı
Kayısı marmeladı
Tereyağ
Un
Krema için
250 ml süt
2 adet yumurta sarısı
75 gr tozşeker
25 gr beyaz un + 50 gr öğütülmüş antep fıstığı
Tart hamurunun yapılışı
Tart hamuru sözünü ettiğim dergide başka bir yöntemle anlatılsa da ben daha pratik olduğu için mutfak robotunda hazırlıyorum.
Öncelikle pudra şekerini, unu ve tuzu mufak robotuna koyun ve iyice karışmaları için birkaç saniye robotu çalıştırın. Daha sonra çok soğuk ve küpler halinde doğramış olduğunuz tereyağını da ilave edip yine kısa aralıklarla çalıştırın ve içine yumurta sarısını ilave edip hamurun toparlanmasını sağlayın. Robottan alıp elinizle çok yoğurmadan malzemeyi bir araya getirip hamurla fazla oynamadan şekil verin. Streç filme sarıp buzdolabının alt raflarında (tereyağ tekrar sertleşene kadar) 40-50 dakika dinlendirin.( Püf noktası hamurla teması en az düzeye indirmektir. Bu tür tart hamurları fazla yoğurulduklarında tereyağının yanma riski artar ve fazla yoğurulmaktan tereyağ yanmışsa ya tart kalıbına yerleştirilirken veya piştikten sonra dağılabilir.)
Soğumuş olan hamuru açmadan önce merdaneyi ve tezgahı haifçe unlayın. Tezgaha yerleştirdiğiniz hamurun ısınmasına izin vermeden hemen açın ve yağlayıp unladığınız 26 cm çapındaki tart kalıbına yerleştirin. Hamurun üzerine fırça ile yumurta sarısı sürün. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında 25 dakika pişirin.
Krema için; sütü ısıtıp yumurta sarılarını ekleyin. Tozşeker ve unla karıştırıp yaklaşık 5 dakika devamlı karıştırarak pişirin.Ilınınca toz antep fıstıklarını kremaya ekleyin.
Pişen tart hamurunun üzerine kremayı yayın. Ceviz, badem, fıstık, fındığı fotoğraftaki gibi kremanın üzerine halkalar oluşturacak şekilde yerleştirin. Kuruyemişlerin üzerine hafifçe kaynattığınız kayısı marmeladını sürüp tartınızın parlamasını sağlayın.
Herkese afiyet olsun.




